AYAZ İSHAKİ’NİN İKÉ YÖZ YILDAN SOÑ İNKIRAZ ROMANINDA SÖZ V
Perşembe, Kasım 13, 2008 · Kategori: TURKCENIN SORUNLARI
AYAZ İSHAKİ’NİN İKÉ YÖZ YILDAN SOÑ İNKIRAZ ROMANINDA SÖZ VARLIĞI
(Ege Üniversitesi Türk Dili Bölümü Öğretim Elemanı)
Bu bildirinin konusu İdil-Ural Millî Kurtuluş Hareketi’nin önderi, gazeteci ve yazar Ayaz İshaki’nin “İké Yöz Yıldan Soñ İnkıraz”adlı uzun hikâyesinin söz varlığı üzerinedir. Türk-Tatar halkının mutluluğu için ömrü boyunca hiç durmadan çalışan, yılmadan, tüm güçlüklere göğüs geren Ayaz İshaki hakkındaki çalışmalar son zamanlarda artmıştır.Ülkemizde de bu seçkin yazar ile ilgili olarak pek çok çalışma yapılmıştır. Fakat şu da bir gerçek ki fikir adamı, siyasetçi ve edip İshaki’nin üçüncü sıfatı ihmal edilmiş, onun eserleri üzerinde pek çalışılmamıştır. Yaklaşık elli eser sahibi Ayaz İshaki’nin sadece “Üyge Taba” adlı eseri Türkiye Türkçesine aktarılmış, eserin söz varlığı üzerinde ise herhangi bir döküm yapılmamıştır. Yazarın “İké Yöz Yıldan Soñ İnkıraz” ve “Zindan” adlı hikâyeleri, Arap alfabesiyle basılmış ilk yayına dayanarak Sayın Prof. Dr. Mustafa Öner danışmanlığında Yüksek Lisans tezi olarak tarafımızdan Türkiye Türkçesine aktarılmış, bu iki eserin söz varlığı tespit edilmiş ve ayrıntılı dizin çalışmaları ile eserlerin içyapısı ortaya konmaya çalışılmıştır.[1] Biz bu bildiride sadece “İnkıraz”ın söz varlığını konu edeceğiz.
Cafer Seyidahmet, “Kazan Edebiyatı ve Ayaz İshaki” adlı makalesinde Ayaz İshaki ile ilgili olarak “Kazan Edebiyatı’na gerek eserlerinin çokluğu ile ve gerekse kendi tarzındaki ittıratla en ziyade tesir etmiş olan edip, şüphesiz Ayaz İshaki’dir,” tespitinde bulunur[2] Amaç halkı harekete geçirmek, onu eğitmek ve bilinçlendirmek olunca Ayaz İshakî de “toplum için sanat” ilkesini benimsemiş ve gerçek hayattan aldığı konuları halkın diliyle işleyip halka hediye etmiştir. Gerçekleştirmek istediklerini, ideallerini, Tatar halkı için doğru ve yanlışları, yapılması ve yapılmaması gerekenleri en iyi şekilde anlattığı eser de onun henüz 24 yaşında kaleme alıp iki yıl sonra da yayımladığı “İnkıraz”[3] olmuştur. Onun eserinde iyiyle kötünün, haklıyla haksızın, büyükle küçüğün, zenginle fakirin çatışması vardır. Bütün fikir cereyanlarına şahit olup her kesimden insanla tanışma, dertleşme fırsatı bulan Ayaz İshaki, birikimlerini ince zekâsı ile işleyip biraz da ironi katınca büyük kitlelerin dilinden, elinden düşmeyen edebî eserler vücuda getirmiştir.
Onun İnkıraz’da konu ettiği medeniyet, terakki, eğitim meselelerinin fikrî temelleri, Şehabeddin Mercani, Hüseyin Feyizhan ve Abdülkayyum Nasıri gibi âlimlerin etkisiyle zihninde atılmış ve yazar, özgürlüğe kavuşmanın ilk adımının eğitim alanındaki reformla mümkün olacağını düşünmüştür. Daha ilk basılan eseri Taalümde Saadet’te bile maarif meselesini irdelemiş, henüz 20 yaşındaki edip, Türk toplumunu uykudan uyanıp kendine gelmesi için medeniyet ve terakkiye yönelmeye davet etmiştir.[4] İnkıraz’a kadar yazdığı eserlerde dikkati çeken husus eserlerin başına ve sonuna uyarıcı mukaddimeler ve hatimeler koymuş olmasıdır ki bu, onun bu eserleri didaktik amaçlı olarak, ahlakî ders verme kaygısıyla kaleme aldığını düşündürmektedir. A. Battal Taymas, makalesinde, ahlak hocası tavrını takınan muharririn “İki Yüz Yıldan Sonra İnkıraz” adlı fantastik eserinde bu hususta endazeyi aşırı kertede geniş tuttuğunu belirtir. “Şkola sıralarında yazılmış olmakla beraber pek iddialı bir eser” dediği İnkıraz için zamanında umulan yankıyı yaratmadığını söyleyen A. Battal Taymas, uyanış döneminde umutları kıracak bir kurguyla yazılmış olmasının buna neden olduğunu belirtmektedir. [5]
Fakat Ayaz İshakî’nin, eserinin sonunda, kendisine niçin böyle sert bir üslûpla eserini yazdığı sorusuna verdiği cevap, eserin kurgusunu ve ondan beklediği faydayı çok güzel açıklamaktadır. O, “bu da benim yöntemim” diyerek kendine has üslûbu ile bu uyanış döneminde halkı harekete geçirmeye çalışmaktadır: “…benim yöntemim tamamen farklı bir yöntem. Bence, ölü gibi uyuyan kişiyi uyandırmak için onu beşikte titretmekten bir şey çıkmaz. Onu çabuk uyandırmak istiyorsan çok sert bir şekilde kaburgasını dürtmek gerek. Hatta iki kaburgası birbirine yapışmalı. O da çabucak uyanıp gidip uykusunu bozan ve onu uyandıranı, tatlı uykudan uyandırdığı için yere yıkar. Ama ikinci bir defa böyle vakitsiz yatıp uyumaz. Ben böyle düşünüyorum. İşte benim böyle sert yazmamdan zarar gelse de bu zarar bana gelecek, uyanan millet beni, pek sert vurup yıkacak. Yıksın! Ben bundan korkmuyorum”[6]
İşte Ayaz İshaki 1904’te yayımlanan bu eserinde tıpkı Jan Bayeviç’te olduğu gibi ulemayı, din adamlarını sert bir dille eleştirmiş ve bunu acı bir dille yapışını da Tatar halkının yok olma tehlikesiyle karşı karşıya oluşuyla açıklamıştır. O, bu gidişe razı değildir ve eseri insanlara iyi görünmek, kendisi için bir fayda gütmek gibi kaygılardan uzakta sadece millete hizmet etmek, halkı uyandırmak maksadıyla kaleme almıştır. Üstelik o tamamen karamsar da değildir. Eğer terakki yoluna girilirse her şey düzelecektir.
Eserde en çok eleştirilen grup yazarın “zarar vericiler” diye adlandırdığı ulemalardır. Çünkü halk her işine karışma hakkını verdiği, semaverini bile tamir ettirmeye götürdüğü ulemaya körü körüne inanmaktadır. Oysaki ulemalar cahildir, gelişmeye açık değildir. İnkıraz’da Tatar halkının gelişmesine engel olup onun çöküşünü hazırlayan şartlar beş maddede toplanır: Ulemaların cahilliği; medrese ve mekteplerin eğitim yuvası olmaktan çıkması -ki bunda da ulema sınıfı sorumludur-; millete hizmet edebilecek yaratılışta olanların fakirliği; halkın Rus mekteplerinde okumaktan kaçması; yapılan işlerin temelsiz olması.
Hikaye, Şahmuhammed İşmukayef’in nikah davetiyle 12 Eylül 1800’de başlar. Şahmuhammed kızı Aysıluv ile Fahri Koda’nın oğlu Bikbav’a nikah kıyılacaktır ve bir kukla düğünü için kırk bin akçe harcanmıştır. Ayaz İshaki sık sık araya girer ve olay hakkında yorum yapar, okuyucuya sorular yöneltir. Ahmet Mithat’ta alışkın olduğumuz gibi o da kırk bin akçe harcanan bu düğünden kime ne fayda olduğunu sormaktadır. Buradan da bir sonuca ulaşır. Tatar halkını inkıraza götüren sebeplerden biri işte bu asılsız, temelsiz uygulamalar olmuştur. Neden yapıldığı bilinmeden yapılan işler, gereksiz harcamalar milleti yıpratmış, zayıflatmış ve zamanla çöküşe götürmüştür.
Zamanla mektep ve medreseler açılır, fakat öğretilenler gereksiz, memlekete hiç faydası olmayan şeylerdir. Bu yıllarda Tatar halkının yüzünü güldüren sadece ticarettir, halk zenginleşir, fabrikalar kurulur, okullar açılır ama öğretilenler aynıdır, Tatar halkının dünyaya bakış açısı değişmemiştir. Ulemalar duruma el koymakta gecikmemiş, bu ufak kıpırdanışları “ahir zaman işaretleri” diye değerlendirip halkın fen tahsiline dine muhalif bir şeymiş gibi bakmasına sebep olmuştur. Ulema “Rusça eğitim görmek mübah mı haram mı” meselesiyle uğraşırken konu “din elden gidiyor”a kadar getirilir. Kargaşa son haddindedir, halk için tek çare göçtür. Sözde, din için yurdunu terk eden, her şeyini satıp bilinmeyene doğru Derbent’e, Batum’a, Sivastapol’a, İstanbul’a, Kütahya’ya göç eden Tatar halkı buralarda da umduğunu bulamaz. Türkiye’deki Türklerin “bize Rusça öğretmek istiyorlar o yüzden buraya geldik” diyen Tatar göçmenlere verdiği yanıt şöyledir: “…kardeşler, siz bize fayda sağlamak için geldiyseniz, çalışınız! İşte size Kütahya vilayetinden yer. Size hazırlanmış bahçeler yok! En iyisi siz Rusya’ya geri dönünüz, kendi mesleğinizle meşgul olunuz, dininize hiç kimse dokunmaz. Rusça okumak size zarar getirmez! Okutursalar, okuyunuz! Okutmazlarsa da okumaya çalışınız. Eğer siz bize “bizi okutmuyorlar” diyerek gelseydiniz, biz sizi korurduk, ama siz “bizi okutuyorlar” diyerek, İslam dininde farz olan ilimden kaçıp geliyorsunuz. Kendinize “Allah yolunda muhaciriz” diyorsunuz. Bu hicret değildir, bu cahilliktir”[7]
Göç meselesi halkın uzun süre kendisine gelememesine sebep olur. Ardından da “usul-i cedit” yani yeni okuma sistemi tartışmaları görülür. Mollalar, artık kendilerine gerek kalmadan her şeyi okuyabilecek bir Tatar halkının varlığını kabul edemeyeceklerinden, durumu yine “ahir zaman alametleri” olarak değerlendirip bu yeni uygulamalara karşı çıkıyorlardı.
Fakat halk işe tutunması, harekete geçmesi, çalışması gerektiğini anlamış; gazeteler çıkarıp kitaplar yayımlayarak Tatar edebiyatını canlandırmaya, cemiyet-i hayriyeler açmaya başlamıştır. Ne var ki bu günler de uzun sürmemiş bu dönemde ticaret gerilemiş, ardından ahlak zayıflamış, aile kurumu büyük zarar görmüş, kötü alışkanlıklar Tatar halkını büsbütün sarmıştır. Bira fabrikaları, gazinolar Kazan Müslümanlarının parası ile ihya olmuştur. Ve 20. asır girer. 19. asırda başlayan edebiyat neşriyatı bu asırda da ilerleme kaydeder. Milli hikaye günden güne gelişir, güçlü yazarlar çıkar, ustaca yazılmış hikayeler, romanlar, tiyatro eserleri görülür. Diğer taraftan da Avrupa’daki sayısız keşife karşılık Tatarlar da işanlığı keşfederler. Bu bölümde Ayaz İshaki, hasta bir babaya benzettiği milletinin ruhunu konuşturur. Müzik, resim, fennî ve İslamî ilimler alanındaki gelişmelerden bahseden yazar, eserin bundan sonraki bölümünde ise bir “öngörü”de bulunur. 1800 yılından başlattığı Türk Bulgar tarihi yolculuğunu, bu eseri yazdığı 20. yüzyılın başlarına getirdikten sonra şimdi de gelecekten haber vermeye başlar. Olanlar olacakların habercisidir.
Tatarlar 20. yüzyılın ortalarında ne yapacağını bilmez bir şekilde hızla çöküşe doğru gitmektedir. Halk zenginlik hayalleriyle köyünü terk edip şehre göç etmiş, ahlakî çöküntü beraberinde fuhuş belasıyla birlikte bulaşıcı hastalıkları da getirmiştir. Aile kurumu sona ermiş, Kazan’da bir Müslüman mahallesinde çıkan hastalık diğer köylere, fabrikada çalışanlar kanalıyla da diğer şehirlere sirayet etmiş, Tatar halkının yarısı bu illetle yok olmuştur. Doktoru, ilacı, parası olmayan, ilme değer vermeyen Tatar toplumu, 20. yüzyılın ortasında da daha önceki yüzyılda yapılanlardan farksız olarak, karşılaşılan güçlüklerle mücadele etme yerine hiçbir şey yapmadan oturmayı ve kadere boyun eğmeyi yeğlemiş bu da çöküşü iyice hızlandırmıştır. 21. asrın ilk çeyreğinde ise ufak ufak uyanış belirtileri olmakla birlikte Tatar halkı tamamen bitmiştir. Müverrih Cafer Efendi ise yorulmaksızın çalışıp milleti diriltmeye gayret etmektedir. Oysaki Cafer efendi’nin 21. asrın 97. yılında yaptığı sayımlara göre Rusya’da 3500 Tatar kalmıştır. Kazan’dan Astrahan’a kadar dolaşarak Tatarlara ait eserleri toplamaya çalışan Cafer Efendi’nin bu çırpınışları ise sonuç vermeyecektir. Gözyaşları içinde Bulgar ülkesini gezen Cafer Efendi’ye mescitler, medreseler, ziyaretgâhlar dile gelip Tatar halkının yanlışlarını birer birer anlatırlar. Hikaye son Bulgar Cafer Efendi’nin ölümü ile tamamlanır.
27 Kasım 1902’de tamamlanan eser için çok karamsar bir tablo çizdiği söylense de aslında durum pek de öyle sayılmaz. Ayaz İshaki’nin hemen tüm eserlerinde gördüğümüz yaşama iyimser bakma özelliğinin bu eserde kendisini göstermemesinin sebebi eserin kurgusudur. Burada anlatılanlar şarta bağlı gerçekler, tahminlerdir. Eğer yaşantı, gidiş, davranışlar değiştirilirse geleceğin başka türlü olması da pekâlâ mümkündür. Fakat gayret gösterilmezse iki yüz yıl sonra olmasa da bir zaman gelecek Tatar halkı çöküşten kurtulamayacaktır.
İnkırazı önlemek için yapılması gerekenler sonuç bölümünde şöyle sıralanır: Avrupa’ya açılmak, yenilikleri takip etmek; Rus mekteplerinde okumak; öfkelenmeden sakin bir şekilde sorunlara çözüm aramak; fakirliğin önüne geçmek; işe tutunmak, yapılan işi iyi bilmek, fakat “ben her şeyi bilirim” diye böbürlenmemek; hüner mekteplerine girmek; israf etmemek; üniversitenin her fakültesine girmek, her meslekte nitelikli elemanlar yetiştirmek. Eğer bunlar yapılamazsa devlet bitecektir. Devletin bitmesiyle de sırayla ahlâk, din ve halk sona erecektir.
Ayaz İshaki’nin İnkıraz’ını özetledikten sonra şimdi de söz varlığı üzerinde yaptığımız döküme geçelim. Böylece içerik ile dil ve üslup özellikleri arasındaki ilgiyi kurmaya çalışalım.
Eser 1281’i özel ad olmak üzere 32.531 sözden oluşuyor. Özel adlar dışında kalan 31.250 sözde 7.647 alıntı unsur tespit edilmiştir. Alıntı unsurlar içinde ilk sırayı Arapça alıp bu dili Farsça ve Rusça izlemektedir. Toplam söz içerisindeki sayılar ve yüzdeler ise şöyledir: 23.603 söz Tatarca, 6002 söz Arapça, 1087 söz Farsça, 558 söz ise Rusça’dır. Alıntı unsurların toplam söz içerisindeki yüzdesi 24 olup bunun %19’unu Arapça, %3’ünü Farsça, %2’sini ise Rusça oluşturmaktadır.
Aynı dökümü madde başı söze göre yaptığımızda elde ettiğimiz sonuçlar ise şöyledir: İnkıraz’da 3202 madde başı sözden 1991’i Tatarca; 1211’i ise alıntı öğedir. Yani yazarın bu eseri yazarken seçtiği sözlerden %62’si Tatarcadır. %38’lik alıntı öğe içerisinde Arapça 949 söz ve %29 oranla ilk sıradadır. 182 söz Rusça olup metnin %6’sına; 94 söz ise Farsça olup metnin %3’üne karşılık gelmektedir.
A.Battal Taymas, N. Asri’nin “Şimal Türk Ediplerinden Ayaz İshakî” adlı eserinde belirtildiği üzere bütün eserlerini Kazan lehçesiyle yazan Ayaz İshaki’nin kendi ifadesiyle eserlerinde Arapça ve Farsça sözleri ancak yüzde üç oranında kullandığının altının çizildiğine işaret eder. [8] Fakat İnkıraz’da alıntı öğelerin madde başı söz içerisinde %38, toplam söz içerisinde ise %24’lük payı dikkat çekmektedir. Yazarın bu eseri henüz 24 yaşında yazdığı düşünülürse, bundan sonraki eserlerinde alıntı unsurların sayısının daha az olabileceği tahmin edilebilir. Buna rağmen, en azından ilk eserlerinde alıntı öğelerin sayısının pek de az olmadığını kabul etmek gerekir.
Ayaz İshaki’nin Lisan meselesi hakkındaki düşüncelerini Tasvir- i Efkâr” muharrirlerinden Süleyman Nazif Bey’e hitap ederek yazdığı ve Sırat-ı Müstakim,’in 9 Temmuz 1325 (1909), yılı 3. cilt, 46. sayısının 316- 317. sayfalarında yayımlanan makalesinde açıkça görüyoruz. Bu makalede Lisan meselesinin Osmanlı Türkleri için hayatî bir önem taşıdığı ve bu yüzden de bu konunun müzakere edilmesinin şart olduğu belirtilerek sade bir dil kullanmanın gerekliliği üzerinde durulur. Süleyman Nazif Bey’in İstanbul’da yüksek okul görmüş üç beş kişi için yazdığını söyleyen Ayaz İshaki, Arapça ve Farsça bilmeyen 15 milyon Osmanlı Türkünün ise ihmal edilip yok sayıldığını belirtir. “Bizim nokta-i nazarımızdan milletini seven her Türk, yazdığı her makaleyi Anadolu Türklerinin anlayacağı bir lisanla yazması lâzım gelir.” diyerek yapılması gerekenin ne olduğunu da söyleyen Ayaz İshaki, 5 yıl önce Tatar halkını uyarmak için İnkıraz”da kullandığı üslup ve yaklaşımı bir kez daha, ama bu sefer Osmanlı Türkleri için yineler: “Şunun için bu mesele sizin Osmanlı Türkleri için hayat meselesidir. Siz lisânınızı sadeleştirip de edebiyatınız vasıtasıyla avamınıza eczâ-yı te’sîre muvaffak olursanız istikbâliniz te’mîn edilmiştir. Eğer buna muvaffak olamazsanız ol vakit sahife-i tarihten namınız silinmiş olacaktır.”
İnkıraz’da en çok tekrarlanan öğe i- yardımcı fiilidir. Bul- yardımcı fiilinin, “da, de” bağlacının en çok sıklığa sahip diğer öğeler arasında olması bunların bir dildeki özel görevlerinden kaynaklanmaktadır. Daha sonra en çok tekrarlanan söz 530 kez gördüğümüz di- fiilidir. En çok kullanılan isimlerin kéşé (309) ve éş (255) olması, başla- fiilinin sıklığı ile birleştiğinde İnkıraz’ın ruhunu yansıtan bu sözlerin bu kadar tekrar edilmesinin sebebi de anlaşılmaktadır. En çok tekrarlanan sözleri incelediğimizde Ayaz İshaki’nin bu eserinde hakim olan duygu ve düşünce dünyasının çerçevesini çizmek mümkün olabilmektedir. Yazarın eser boyunca vermek istediği mesaj şudur: Tatar halkı artık uyanmalıdır ve bir an önce işe tutunmalıdır. Éş (255) sözü yanına éşle- (59), éşlen- (8), éşlev (4), éşlevçé (3), éşçé ( 1), éşlékçélék (1), éşléklé (1), éşlenüv (1), éşlet- (1), éşletüv (1), éşséz (1), éşsézlék (2) sözlerinin sıklığı eklendiğinde rakam 338’i bulmaktadır.
Alıntı öğelerden Arapça 949 madde başı söz arasında en çok tekrarlanan söz “halk”tır (240). İkincisi ise 133 kez tekrarlanan “millet” tir. Fakat millî (22), millîlik (1), milliyet (1), milletdeş (1), milletperver (1) sözlerinin sıklığını da buraya eklemek gerekir ki bu durumda rakam 159 olur. Diğerleri ise vakit (123), asır (121), kitab (97), mesele (94), mektep (89), faide (63+26= 89), medrese (78), ulema (71) şeklinde devam etmektedir.
En çok tekrarlanan Arapça iki söz halk ve millet Ayaz İshaki’nin Tatar halkı ve milleti için vakfettiği yaşamını belgeler niteliktedir. Vakit hızla geçmektedir. Hatta asırlar birbirini kovalamaktadır. Tatar halkının kurtuluşu, milletin düze çıkışı, ancak onun faydası, çıkarı gözetilip onun için çalışmakla; eğitim meselesine önem verip yeni usulde medrese ve mektepler açıp, bilimsel kitaplar basıp yaymakla; ulema sınıfının taşıdığı ada yakışan tavırlar sergileyen bir yetkinliğe ulaşmasıyla mümkündür.
Hikayedeki 183 madde başı Rusça söz arasında en çok tekrarlanan kelimeler muzıka (110), gezite (55), efendé (29), ve zal (21) dır. Farsça 94 madde başı söz arasında ise en çok tekrarlan kelimeler şunlar: şekérd (20), behétsézlék (15), naçarlık (14), öméd (13). Farsça öğeler içinde bağlaçların özellikle çok büyük bir yer tutuğu görülüyor. Hem (276), hemme (212) kez geçiyor.
Buraya hikâyede yaptığımız konu çözümlemesini de almak istiyoruz. İnkıraz’daki 3202 madde başı sözden 690’ı eylemdir. 160’ı kişi, 104’ü nesne, 49’u yer, 33’ü bitki, yiyecek-içecek, 25’i’ hayvan, 21’i giysi adı olup 90 Arapça tamlama, 91 zarf, 63 edat, 49 zamir ve sıfat görevli sözle 10 ünlem tespit edilmiştir.
Hikâyede hareket bildiren eylemlerden ziyade bir durum ve oluş bildiren eylemlerin çokluğu dikkati çekmektedir.
Hikayede geçen kişi adları incelendiğinde bütünüyle Tatar tarihini yansıtan kişi kadrosuna ulaşmak mümkündür.[9] Aristokrat’tan milletvekiline; falcıdan artiste, orkestra şefine; molladan profesöre; padişahtan politikacıya çok geniş bir kişi kadrosu vardır.
En çok tekrarlanan kişi adı “hatun” olmuştur. Metinde 91 defa hatun kelimesi geçmiştir. Bu, Ayaz İshaki’nin Tatar toplumunda kadın meselesine verdiği önemi de kanıtlar niteliktedir. “Her milletin yarısının kadınlar, her milletin ruhunu saklayanların kadınlar, her milletin dilinin özel söyleyiş şekillerini şivesini saklayanların kadınlar, gelecekte baba olacak erkekleri, ana olacak kızları terbiye edenlerin yine kadınlar olduğu herkes tarafından bilinen bir gerçek olunca, bence, onları “terbiye etmek gerekir mi, yoksa bu gereksiz mi” sorusuna cevap vermek için bu sözler yeterlidir. Hem bu kadar karın ağrısı çekip bağrışmaya “okusa delikanlılara mektup falan yazar, okumasa da delikanlılara mektubunu bir şekilde yazar, kendi yazmayı bilmeyince yazdırır ve iffeti de gider, sırrı ortaya çıkar” şeklindeki tartışmalara da hiç yer kalmamıştır.” diyen Ayaz İshaki memleketin varlığını sürdürmesi ve terakki etmesi için kadınların eğitilmesi gerektiğini eser boyunca dile getirir.
Birçok kişi adının Türkçe, Arapça, Farsça, Rusça karşılıkları aynı metinde tekrarlanmıştır. Hem töccar hem sevdegir; hem möverrih hem tarihçi; hem möellim hem uçitél bir arada kullanılmıştır.
Yine hikâyenin çok uzun bir zaman dilimini kapsıyor olması gerek nesneleri gerekse hikâyedeki mekanları etkilemiştir. Kopuz, gramofon, anahtar, kadeh, dergi, fincan, çömlek, sancak, fotoğraf, keman, piyano, lamba, telefon, telgraf, minder, kılıç, silah, semaver, tespih, düğme, yatak, mendil gibi nesneler yaklaşık 300 yıllık Tatar tarihindeki gelişmeleri anlatmak için seçilmiş nesnelerden sadece birkaçıdır. Bu tarihi gelişmeyi özellikle mekânlar çok güzel belirlemektedir. Köy, şehir, pazar, panayır, medrese, mektep, fabrika, meyhane, yoksul evleri, apartman dairesi, mahalle, meydan, şehir, kervansaray, tiyatro, müze vs.
Bitki, yiyecek ve içecek adları ise geleneksel Tatar yiyecek ve içeceklerinden günümüze uzanmaktadır: Salma, kollama, bulamaç, pişi, pilav, çorba ve şerbetten, peynir, reçel ve pastaya kadar geniş bir yiyecek içecek kültüründen bahsetmek mümkündür. Ayrıca, patates, portakal, ekmek, tarçın, limon, sarımsak, elma, karpuz gibi yiyeceklerin yanında çayı da burada anmak gerekir. Çiçek, ağaç, kendir, gül gibi bitkiler de buraya eklenebilir.
İnkıraz’da geçen hayvan adları; akkuş, at; ayı, kurbağa, oğlak, bit, sinek, horoz, köpek, eşek; keçi, hindi, su samuru, karınca, kısrak, böcek, koyun, bülbül, sığır, sıçan, sincap öküz ve yılandır. Bu hayvanlar eserde daha çok bir benzetme öğesi olarak kullanılmıştır. Hindi, horoz gibi kabarmak, kurbağa gibi ses çıkarmak, su samurundan kürkü olmak gibi.
Alyapmalı; başmak; batinka; bürek; cilen; çabuv; çalma; çapan; çiték; ıştan; itek; kamzul; kelepüş; kénçé; kevéş; külmek; kalfak; kazakiy; talçuk; tolup; tun ise giysi adları olarak hikâyede görülmektedir.Ayrıca ak, kara, kızıl, sarı ve yeşil İnkırazdaki renk adlarıdır.
Arapça tamlamaların daha çok çeşitli bilim dallarına ait özel terimler olduğu dikkati çekmektedir. Ayrıca Arapça edatlarla kurulmuş kalıp ifadelerin de aynen kullanıldığı görülüyor. Me‛al memnuniyet; fi’l cömle; fi sebilillah; teht-é esaret vb.[10]
İnkıraz’da, izgé “kutsal”, sandugaç “bülbül”, cır “türkü” gibi eski sözlerle, başkar-, sargay-, ciber-, isér- gibi eski fiillere de rastlıyoruz.
Ayaz İshaki’nin, eserinde, atasözleri ve deyimlerle kalıp ifadelere, benzetmelere bolca yer verdiği de dikkati çekmektedir. “Ütken éşke salavat”, “Tatar ‛aklı artından yöriy”, “İt üzéndin kortlıy”, “Yahşı ananıñ balası yahşı, koytı ananıñ balası eşeké”,“Başlanġan éş bétken éş”, “Ayu üzénéñ dustın çébénden saklaġanda ni fa’ide itdé”,“İrtegé öçün işek kayġırtkan” gibi atasözleri ve yazara özgü benzetmeler de onun anlatımını canlı kılmaktadır. Onun henüz hikâyeciliğinin ilk döneminde kaleme aldığı İnkıraz’da şiirsel anlatım içeren bölümler, deyimler ve atasözleri, özgün benzetmeler oldukça fazladır. Onun aynı zamanda çok iyi bir hatip olması, eserlerine hitabet tarzını yansıtmış ve okuyucuyla konuşup ona sorular sorarak, dertleşerek gelişen bir anlatım söz konusu olmuştur. Onun eserinde alt alta yazıldığında bir şiir olabilecek nitelikte satırlar vardır. İnkıraz’da kendini gösteren bu ahenk ve beraberinde getirdiği akıcılık çeşitli şekillerde, çeşitli yöntemlerle sağlanmıştır. Bunlar; tekrarlanan kelimeler, ikilemeler, soru sözleri ve eklerdir.
Sonuç olarak diyebiliriz ki; Ayaz İshaki’nin İnkıraz adlı hikâyesinin söz varlığı üzerine yaptığımız bu çalışma onun üslubu hakkında yapacağımız yorumlara ışık tutucu niteliktedir. Kelime kadrosu, en çok tekrarlanan kelimeler, alıntı öğeler ve çeşitli konulara göre yapılan söz dökümleri yazarın devrinin sanat anlayışının içerisindeki yerini belirlememizde yardımcı olmakta; eserin içyapısını rakamsal verilerle destekleyip sunmamızı sağlamaktadır. Elde edilen sonuçlar şimdiye kadar yuvarlak olarak söylenen sözlerin, yapılan tespitlerin en azından bu eser için doğru olmadığını göstermektedir. Ayaz İshaki’nin diğer eserleri üzerinde yapılacak çalışmalar, yeni katkılar onun duygu ve düşünce dünyasının kapılarını sonuna kadar açacak ve yazarın eserlerine daha farklı açılımlarla bakıp onu daha doğru değerlendirmemizi sağlayacaktır.
1) AKÇORA, Yusuf: “Yeni Büyük Bir İstidat Doğdu”, Kazan Muhbiri, sayı 179, 1906.
2) AKÇORA, Yusuf: “Totkınlık Hatireleré” Miras, 3/93, 29-42. s.
3) AKÇORA, Yusuf: “Gayaz Efendé” Miras, 6-92, 26-28. s.
4) AKIŞ, Ali: “İdil Ural Kurtuluş Hareketlerinin Ölmez Önderi Ayaz İshaki”, Azerbaycan, 4-6, Ankara 1954.
5) AKIŞ, Ali: “Tataristan Gerçeği ve Türk Dünyasının Geleceği” Kırım, yıl 4, sayı 16, Temmuz-Ağustos-Eylül 1996.
6) ÇAĞATAY, Tahir; AKIŞ, Ali; ÇAĞATAY-İSHAKİ, Saadet; AGAY, Hasan ( Tertip Edenler): Muhammed Ayaz İshaki Hayatı ve Faaliyeti, 100. Doğum Yılı Dolayısıyla, Ayyıldız Matbaası, Ankara 1979.
7) DEVLET, Nadir: Rusya Türklerinin Millî Mücadele Tarihi (1905-1917): Ankara : Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü Yay., Ankara 1985.
8) GAYNANOVA, Lena: Gayaz İshakıy, Kazan 1998.
9) GAYNANOVA, Lena (Tözüçésé: Tekst hem iskermelerné hezérleyçé ); NURULLİN, İ.; MEHMÜTOV, H.; GAYNANOVA, L.: ( Kéréş hem ahır süz avtorları ): “ Gayaz İshakiy, Zindan”, Saylanma proza hem sehne eserleré, Kazan Tatarstan Kitap Neşriyatı, 1991.
10) GOBEYDULLİN, Gaziz: “İké Yöz Yıldan Soñ İnkıraz”, Miras, 9/93, 20-33. s.
11) GÜLSÜN, Arife: “Ayaz İshaki’nin İki Hikayesinde Söz Varlığı: İkéYöz Yıldan Soñ İnkıraz ve Zindan,” Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi) 3 cilt, CLXVI+1237 s.
12) İSHAKİ, Gayaz: İké Yöz Yıldan Soñ İnkıraz, Haritonov Matbaası, Kazan 1908, 96+6 s.
13) KAÇALİN, Mustafa S.: “İdilli, Muhammed Ayaz İshaki”, İslam Ansiklopedisi, XXI. Cilt, 474-476. s.
14) KIRIMER, Cafer Seydahmet: “Kazan Edebiyatı ve Ayaz İshaki”, Emel, sayı 4, Pazarcık 1937, 35-42. s.
15) KOMİSYON:Tatar Télénéñ Añlatmalı Süzlégé, 3. c., Tatarstan Kitap Neşriyatı, Kazan 1977, 1979, 1981.
16) LEVEND, Agah Sırrı: Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri, Ankara 1960, 307-309. s.
17) MÖHEMMEDYAROV, Şakir: “Gayaz Efendé” ( Möherrireméznéñ Soñgı Yıllardagı Gormışınnan ), Miras, 6/92, 33-38. s.
18) MUHSİN, Flün: Gayaz İshakıy, Kazan 1998.
19) ÖNER, Mustafa: Bugünkü Kıpçak Türkçesi (Tatar, Kazak ve Kırgız Lehçeleri Karşılaştırmalı Grameri), Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları: 703, Ankara, 1998, LX+270 s.
20) ÖNER, Mustafa: “Muhtar Evezov'un Jetim Hikayesinde Dil -Söz Dökümü Üzerine Yorumlar” E.Ü. Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Dergisi IX. Cilt, İzmir, 1998, 27-80.s.
21) ÖNER, Mustafa: “Islah Edilmiş Arap Alfabesiyle Tatar Türkçesi Bir Metin” , Ege Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Dergisi X cilt, İzmir 2001, 213-313. s.
22) TAMİR, Ferhat: “Ayaz İshaki’nin Yazı Dilimizin Sadeleşmesi Konusundaki Düşünceleri” Türk Yurdu, Eylül 1987.
23) YARULLİNA, Ramile: (akt. Özkan Öztekten), “Reformcu Tukay ve İshaki’nin Eserlerinde Millet Kaderi Meselesinin Yansımaları, Türk Kültürü XXXV/409 (1997), 53-56. s.
[1] Bkz. Arife Gülsün, “Ayaz İshaki’nin İki Hikayesinde Söz Varlığı: İkéYöz Yıldan Soñ İnkıraz ve Zindan, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi) 3 cilt, CLXVI+1237 s.
[2] Kırımlı Cafer Seyidahmet, Muhammed Ayaz İshaki Hayatı ve Faaliyeti, 100. Doğum Yılı Dolayısıyla, Tertip Edenler: Tahir Çağatay v.d., Ayyıldız Matbaası, Ank., 1979, 151. s.
[3] Bundan sonra uzun hikayeye kısaca İnkıraz denilecektir.
[4] Arif Sultan, age., 83. s.
[5] Abdullah Battal Taymas, age.,172. s.
[6] Arife Güsün, age., 231-232. s.
[7] Arife Gülsün, age.,157.s.
[8] Abdullah Battal Taymas, “Ayaz İshaki”, Muhammed Ayaz İshaki Hayatı ve Faaliyeti, 100. Doğum Yılı Dolayısıyla, Tertip Edenler: Tahir Çağatay v.d., Ayyıldız Matbaası, Ank., 1979, 173. s.
Son Yazılarım
- VURUN TÜRKÇEYE
- DİLİN TANIMI, ÖZELLİKLERİ
- ODEON
- ATEŞE VERİLİR Mİ HİÇ BÖYLE BİR GEMİ
- DİLİMİZ HAYSİYETİMİZ
- DİVANÜ LUGATİ’T TÜRK’TE KADINI İLE İLGİLİ GÖRÜLEN SÖ
- BEN ÖĞRETMENİM
- EĞİTİM ÜZERİNE
- AYAZ İSHAKİ’NİN İKÉ YÖZ YILDAN SOÑ İNKIRAZ ROMANINDA SÖZ V
- İDEAL ERKEK ÜZERİNE
- GÜLMEK VE YÖNETMEK
- DİVANÜ LUGATİ’T TÜRK’TE KADIN VE ONUN DÜNYASI[1]
- MAZİ KALBİMDE BİR YARADIR
- boşver
- HAYATI ISKALAMA LÜKSÜN YOK SENİN!
- TÜRK BİRLİĞİ
- DENİZDE KOMPARSİTA
- Gelelim Bamyanın Faziletine
- KÖYÜM KİLİSTRA /KONYA
- FİLMLER
Kategorilerim
- CALAKALEM DERGISI
- INTERNET TV VE RADYO
- SESLI SIIRLER
- GUNCEL
- BIYOGRAFILER
- DUYURULAR
- FLASH SIIRLER
- SIIR
- HIKAYE
- TURKCENIN SORUNLARI
- BAHAR YARIYILI DERS PLANI
- DEYIMLERIMIZIN HIKAYESI
- SUBAT AYI DERS NOTLARI
- VIDEOLAR
- KELIMELERIN KOKENI
- TURK DILI DERSI SINAV ORNEKLERI
- RESIMLER
- DERS SUNUMLARI
- CESITLI SUNUMLAR
- NEY TAKSIMLERI
- SESLI KITAP
- DIL BILGISI
- CAN DUNDARIN SESLI YAZILARI
- DUNYA EDEBIYATINDAN ROMAN OZETLERI
- MART DERS NOTLARI 2
- IZMIR
- ANIMASYON
- MART DERS NOTLARI 3
- BELGESELLER
- BAHAR YARIYILI DERS NOTLARI
- TURKULERIMIZIN HIKAYESI
- OGRENCILERIMDEN SIIRLER YAZILAR
- FAYDALI SITELER
- EFEKTLER
- TIYATRO METINLERI
- MUZIK
- MANILERIMIZ
- DIL VE EDEBIYAT -ODEVLER-
- EDEBIYAT
- DIL VE DILBILIM
- KOSE YAZILARI
- RESIMLI SIIRLER
- SAIRLER VE SIIRLERI
- KAHRMANLIK TURKULERI
- FON MUZIKLERI
- EDEBIYAT SOZLUGU
- KARISTIRILAN SOZCUKLER
- GUZEL SOZLER
- DUNYA KRONOLOJISI
- MINI ARSIV
- TURKIYE TANITIMI
- EDEBİYATIMIZDA 100 ESER
- ELLI YAZAR ELLI GORUS
- EGITIMCILER ICIN ONEMLI SITELER
- KITAP BANKASI
- SESLI MASALLAR
- DIL UZERINE GORUNTULU DERSLER
- NOSTALJI
- TURK DILI UZERINE MAKALELER
- TURK EDEBIYATI UZERINE MAKALELER
- ATATURKUN SEVDIGI SARKILAR
- TARIH
- TURK DILI VE EDEBIYATI UZERINE MAKALELER
- TURK DUNYASI KONUSMA KILAVUZU
- TURK DEVLET VE TOPLULUKLARI
- TURKCENIN MATEMATIGI
- KIM KIMDIR
- CUMHURIYET DONEMI TURK EDEBIYATI
- GOKTURK YAZITLARI
- ERMENI SORUNU
- KARAGOZ
- BILMECELER
- AGIT
- TEKERLEME
- MEVLANA
- KOY SEYIRLIK OYUNLARI
- TURK EDEBIYATCILARI
- ILGINC BILGILER
- KALIP SOZLER
- HALK OYUNLARIMIZDAN
- BELIRLI GUNLER VE HAFTALAR
- KISISEL GELISIM
- TURK KULTURU
- SESLI SOZLU SECME SIIRLER
